Ütopya

Ütopya « Görüşler ve Doktrinler

Thomas More (1516) tarafından ortaya atılmış olan ütopya sözcüğü, Yunanca lopos (yer) sözcüğüne olumsuzluk öneki eklenmesiyle türetilmiştir. Sözcük, 'hiçbir yerde' anlamına gelmektedir. Koyu bir Katolik olan Thomas More Utopia adlı eserinde, hiçbir yerde bulunmayan hayalî bir ülkeyi betimlemektedir.

Bu ülke, insanların bencilliğinden, tutkulardan, günahlardan sıyrılmış bir ülkedir; bir tür bireysel ve kolektif mükemmellik düzenidir; kitap zamanın İngiltere'sinin bir eleştirisi niteliğindedir.

Thomas More'dan itibaren ütopya sözcüğü, tüm hayali ve ideal toplum tasvirlerinin adı olmuştur. Ütopyalar, mutlu toplum tasvirleridir. Thomas More'un Utopia'sı dışında başka ünlü ütopyalar vardır; örneğin Güneş Ülkesi (Campanella), Yeni Atlantis (Bacon), Telemague (Fenelon), Candİde (Voltaire), Bougainviüe'in Seyahati (Diderot), Gulliver (Swift) gibi. Ütopik düşünceler, siyasal planda da Platon'dan sonra Proud'hon, Owen, Babeuf, Fourier, Saint-Simon gibi düşünürler tarafından temsil edilmiştir.

Öte yandan edebiyat tarihinde anti-ütopyalar bulunmaktadır; örneğin B. Lytton'un Gelecek Irk (1841), A. Huxley'in Dünyaların En İyisi, G. Orwell'in 1984'ü gibi. Neo-behevyoristlerden Skinner'in (1948) Walden Two adlı eseri, psikolojik bir ütopya örneğidir (Kitapta Frazier adlı psikologun kurduğu ütopik bir topluluk anlatılır: Bireylerin düşünceleri, duyguları ve davranışları, koşullanma yoluyla kontrol edilir; kişiler bu toplumda mutlu olacak şekilde yetiştirilir; dolayısıyla insanlar, aklını kullanarak değil, kullanmayarak akıllıca davranırlar; tepkileri otomatiktir, vb.).

Bireysel davranışların kontrolü, pek çok ütopyada ortak sorundur. Bu konuyu ele alan Moles ve Eysenck (1984), Avrupa Konseyi'ne sunulan bir rapordaki ardışık yazılarında, psikologların meslek etiği ve bilim anlayışı bakımından önemli bazı saptamalarda bulunmaktadırlar.

Eysenck'e göre bazı ütopyalarda (1984 vb.), bireysel yaşantıların ve davranışların kontrolüne, ideolojik bir entoksikasyon olayına yer verilmektedir. Bu, sansasyon basınının yarattığı bir ifadeyle 'beyin yıkama'dır. Orwell, eserinde bunun sınırlarını göstermiştir; total bir mutabakat olmadan, bunun başarılması imkansızdır ve her sistem, mutlaka kendi sapmalarını da üretmektedir.

Eysenck, bu tür eserlerdeki (örneğin Mekanik Portakal filmi) 'beyin yıkama' pratiklerinin, çoğu kez psikolojiye mal edildiğini, ancak bunların modern psikolojinin bulgularından beslenmediğini, 'beyin yıkama'nın bir tür işkence olduğunu ve işkencecilerin isteklerine uygun tepkiler almayı amaçladığını; modern işkencelerin eskilerden daha rafine oldukları iddiasının tartışmaya açık olduğunu ve en azından modern psikolojinin ilkelerini entegre etmediklerini vurgulamıştır.

Moles, tüm ütopyalarda bir tür kaçış (evasion) işlevi olduğunu, ütopyaların bu kaçışın yöneldiği 'başka yerler tasavvuru'nun gerçekten çok farklı olmadığını, zira bu başkalığın bilişsel pahasının optimal bir düzeyde olması gerektiğini belirtir; ona göre ütopya fonksiyonunun mass-media'daki yaygın biçimi, kurgu-bilim filmleridir.

Ütopyaların popüler versiyonu sayılabilecek kurgu-bilim yapıtları, bilim ve teknoloji gibi iki çağdaş mit üzerine odaklanan öyküler, canlı renkleri olan dünyalar anlatırlar. Bir mümkünler alanı sunarak değişen dünyada genel sosyal bir koşullandırma gibi işlerler.

Anti-ütopyada da, mümkün olan ortaya konur, fakat, 1984'teki gibi, eğer olabileceklerin 'dehşeti' konusunda genel bir mutabakat, yani bir karşı-konsensüs oluşursa, 'kendini gerçekleştiren kehanet mekanizmasının tersi işler ve yetkililer, sorumlular, karar vericiler bunların gerçekleşmemesi yönünde politika üretirler (Nitekim Huxley'in Dünyaların En İyisi, biyolojik planda olası bir geleceğe dikkati çekerek, bilim adamları arasında bir karşı harekete yol açmıştır).

Tarihte, başarısızlıkla sonuçlanan pek çok ütopya denemesi yanı sıra gerçekleşmiş ütopyalar da vardır. Bunların en tanınmışı, İspanya kralı III. Carlos'un Cizvitleri topraklarından kovmasının ardından Cizvitler'in Paraguay'da kurduğu ve 1607 ile 1768 yılları arasında 161 yıl boyunca yaşamış ve bir tür İnca devleti olan Redüksiyonlardır. Bunlar 5000 kişinin yaşadığı geometrik ve simetrik yapılı yerleşim merkezleridir.

Bunlarda komünist bir ekonomi vardır; herkesin gıda, konut ve giysi ihtiyacı karşılanır, normal günlük çalışma süresi 6 saattir, haftada 4 gün topluluk işlerine, 2 gün kişisel işlere ve pazar günü de dinlenmeye ayrılır. İç ticaret yoktur, dış ticaret vardır, vb.

Vexliard (1969) ütopyaların ortak bazı özelliklerini şu şekilde sıralar: Ütopyacı, rasyoneldir, duygusaldır, hümanisttir, eşitlikçidir, kolektivisttir, karşıtları (akıl-içgüdü, eşitlik-özgürlük, bireysel mutluluk-kolektif mutluluk, vb.) uzlaştırıcıdır. Ütopyaların rasyonelliği, mimarî ve kentsel alanda tekbiçimlilik, simetrinin temel bir değer olması, ekonomik ve demografik planlama, eğitimin gücüne inanç gibi boyutlarda kendini gösterir. Bu özellikler, ütopya olmayan yapıtları ayırdetmede kriter rolü oynayabilir.

Örneğin 1984 ve benzerleri, 'rasyonel sosyal organizasyonun ve teknik ilerlemelerin insana karşı bir nitelikte sunulmasından dolayı; insanlığın mutluluğunu geri gelmeyecek bir geçmişte veya kaybolmuş bir Altın Çağ'da veya Kaybolan Cennet'te gören mitoslar tse, mutluluğu insanın değil, doğa-üstü güçlerin eline vermeleri dolayısıyla; reform projesi şeklindeki seyahat yazıları, geleceğe ilişkin öğütlerden ibaret kalmaları dolayısıyla ütopya sayılamazlar.