Siyaset ve Politika

Faşizm ve Nazizm « Görüşler ve Doktrinler

Bir otoriteye yaslanan ve diktatörlük rejimi kurmayı amaçlayan siyasi akımlardır. 1919'da İtalya'da Mussolini'nin kurduğu faşizm ile 1923'te Almanya'da Hitler'in kurduğu nazizm sadece, XX. yy.ın ilk yarısında tarihi karartan akımlar olmakla kalmamıştır; bunlar aynı zamanda, bir şefe tapınmağa ve bireyin özgürlüklerinin, siyasal bir diktatörlük düzeni yararına kısıtlanmasına dayanan akımlardı.

Faşist İtalya

Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra İtalya bir siyasal düzensizlik, toplumsal karmaşa, sefalet, işsizlik ve yoksulluk içindeydi, işte bu ortamda Mussolini, kızışmış bir milliyetçiliğin erdemlerini yüceltiyor, otoriter bir iktidarın iyiliklerini överek huzur ve refaha dönüşü vaat ediyordu.

1922'de, Roma'ya yapılan bir yürüyüş sonunda, ülkenin yönetimini üstlendi ve hemen diktatörlüğe dayanan bir rejim kurdu. Ardından, İmparatorluk Roması'nın ihtişamını yeniden canlandırma hayaliyle faşist İtalya, Afrika'da kendisine bir sömürge imparatorluğu kurmağa kalkışacaktı. Bu amaçla Mussolini Etyopya'yı fethe girişti, İngiliz ve Fransız demokrasilerine duyduğu kinle, kendini Nazi Almanyası'nın gidişine kaptırdı.

1936'dan 1939'a kadar, İtalyanlarla Almanlar general Franco'yu, İspanyol cumhuriyet hükümetine karşı giriştiği mücadelede desteklediler. Roma-Berlin Antlaşması, İkinci Dünya Savaşı'nda da sürdü. Ancak, Sicilya'ya Amerikan askeri çıkartması faşist rejimi çökertti. İtalyanların Duçe'si (başkan) 1945'te komünist çeteciler tarafından idam edilerek öldürüldü.

«Efendiler» Irkı

Mussolini gibi Hitler de, iktidarı ele geçirmek ve nazizmin kutsal kitabı olan Mein Kampf'da (Kavgam) açıkladığı kuramlarını uygulamak için, ülkesinin içinde bulunduğu ekonomik çöküntüden yararlandı.

Hitler bütün öteki ırklar üzerinde Arilerin üstünlüğünü iddia ediyordu, kuzey ve Germen ulusları, dünyaya egemen olacak «efendiler» ırkındandı. Bu ırkçı öğreti uyarınca, Zencilerle İslavlar ancak köle işlemi görebilirlerdi; Yahudiler ise, «Ari ırkını» (kuzeyli tipi) kirletmelerine engel olmak için ortadan kaldırılması gereken, aşağılık insanlardı.

Dünyada hâlâ faşist ve Nazi eğiliminde olan insanlar vardır. Günümüzün bazı siyasal rejimleri, az çok bu otoriter ideolojilerden esinlenmektedir.



Mussolini ile Hitler, Münih'teki bir geçit törenine yan yana katıldıkları sırada; yıl 1938, Alman birliklerinin Çekoslovakya'yı işgalinden önceki günler. İktidarı ele geçirişinin başlangıcında Duçe, Hitler'e örnek olduysa da, öğrenci kısa sürede ustasını geçti: Nazizm, İtalyan diktatörün faşist kuramını bütün sınırları aşarak uygulamaya koydu.

Milliyetçilik

Vatana karşı duyulan aşırı sevginin yanı sıra yabancılara karşı duyulan aşırı düşmanlık (ksenofobi), milliyetçilik (nasyonalizm) adını alır. Bu aşırı akımcılar vatanın gücü ve zaferi uğruna çok zaman yurttaşların haklarını çiğneyerek, her şeyi feda ederler.

Diktatörlük

Bir insan veya bir grup tarafından kullanılan mutlak iktidar olan diktatörlük, demokrasinin zıddıdır. Böyle bir iktidar ancak geniş ve acımasız bir polis örgütüyle yürütülebilir.

Sözcüklerin Kökeni

İtalyanca fascismo kelimesi, «birlik» anlamına gelen fascio'dan türetilmiştir. Nazi, Almanca NAtionalsoZlalismus kelimesinin kısaltılmışıdır (Toplumcu Milliyetçilik). Gamalı haçın ya da svastika'nın kollarından her biri bir kıvrımla biter; bu haç Nazilerin amblemi olmuştur.

Gamalı Haçların Büyüsü

Partinin «kutsal şehri» olan Nürnberg'de çok büyük Nazi kongreleri, yüzbinlerce Alman'ın önünde toplanıyordu. Etkili bir sahneye koyuş ve söylevlerin çılgınlığı, kalabalığı harekete geçiriyor, halk Hitler'in sözlerine kapılıp onu çılgınca alkışlıyordu. Gene bu Nürnberg kentinde, 1945 yılında, Nazi cinayetlerini yargılamak için devletlerarası bir mahkeme kurulmuştur.

Soykırım « Görüşler ve Doktrinler

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğurguları nedeniyle çeşitli polemik ve tartışmaların odak noktasında yer almaktadır.

Soykırım kavramı, Nazi Almanyası'nın Yahudilere karşı yürüttüğü yok etme kampanyalarına duyulan tepkinin somut bir ifadesi olarak, 1948 tarihinde Rapheal Lemkin'in önerisi üzerine Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi ile hukuksal bir çerçevede tanımlanmıştır. Sözleşmenin ikinci maddesinde soykırımın kapsa-mı, 'ulusal, ırksal, etnik ve dinî bir gruba mensup kişileri, sırf o gruba mensup oldukları için yok etme niyetiyle yapılan eylemler' olarak belirlenmiştir.

Horowitz'e (1980) göre, soykırım, bir devletin veya bürokratik bir devlet aygıtının, suçsuz insanları örgütlü ve sistematik bir şekilde yok etmesidir. Bu açıdan bakıldığında, pek çok insanın ölümüyle sonuçlanan tüm katliamlar, soykırım değildir.

'Soykırımdan söz edebilmek için, bir dış-gruba ya da parya gruba tam bir insan gözüyle bakılmaması, ayrıca büyük çaplı ve kişisel olmayan katliamları yönetecek, merkezi bir bürokratik otoritenin varolması gerekir' (Marshall: Sosyoloji Sözlüğü, 1999). Kavramın içeriği konusunda çeşitli platformlardaki tartışmalar, halen canlılığını korumaktadır.

B Takımı « CIA Operasyonları

1949'da, etkili Amerikan senatörlerinden biri, Başkan Truman'a, Soğuk Savaş döneminin muazzam askeri harcamalarım haklı göstermek istiyorsa, "Amerikan halkını feci şekilde korkutması gerektiğini" söyledi. Bu, CIA'nın her zaman içtenlikle üstleneceği bir görevdi. CIA, Doğu Bloku istihbaratı konusunda Gehlen Org'a bağımlı olduğu için, ta başından Sovyetler'in askeri gücü abartılıyordu.

Yanlış bilgilendirmenin sayısız usturuplu yolu var. Bunlardan biri, Sovyet askerlerine Amerikan askerleri kadar ücret ödendiği varsayımıydı. Gerçekte Sovyet askeri Amerikalıya göre hayli düşük ücret alıyordu. Bir başka yanıltma yolu, Sovyet füzelerinin Amerikan füzelerinden ne denli daha büyük olduğuydu ki, bu, gerçekte onlar daha ilkel demektir. Ya da Sovyetlerin "fırlatma ağırlıkları" temel alınarak füze karşılaştırması yapılıyordu. Oysa dev ve hantal Sovyet füzeleri daha çok yakıt gerektiriyordu. Gerçekte büyük bölümü Çin sınırını savunuyorken, bazı raporlarda tüm Sovyet ordusunun Avrupa'yı işgale hazırlandığı iddia ediliyordu.

Aslında CIA içinde, Sovyetlerin yetenekleri ve Sovyetlerdeki klikler konusunda hayli düzgün kavrayışlı analizciler de vardı. Ancak bunlar, CIA'daki şahinler tarafından tehlikeli kızılımsılar olarak görülüyorlardı. Bu şahinlerden bazıları, "Şimdiki Tehlike Komitesi" (Comittee on the Present Danger-CPD) adlı, silah harcamalarının hızlı yükselişi için kulis yapan ve 1976 başkanlık seçimlerinde Ronald Reagan'ı destekleyen özel bir grup için çalışıyorlardı.

1950'lerin sonlarından beri CIA için çalışan George Bush 1975'te CIA başkanı yapılınca, görevlerinden biri de "B Takımı" denilen projeyi ele almak oldu. Bu proje, Başkan Ford'un, CIA analizcilerinin Sovyet askeri gücünü küçük gösterdiğini öne süren ve ikinci bir bakış açısı isteyen CPD ile öteki aşırı sağcı unsurlara bir armağanıydı.

CIA analizcileri, Bush'un desteklediği B Takımı'nın kendi verilerini bir başka kılığa sokmasını "ihanet" olarak nitelediler. Oysa, Reagan 1980 seçimlerinde Başkan Yardımcısı adayı seçerek Bush'u ödüllendirdi. Reagan seçilir seçilmez B Takımı'nın her bir üyesini son derece hassas askeri mevkilere atadı ve Pentagon'un bütçesini artırdı.

Bush 1989'da Başkan olunca CIA'nın başına, kendisi CIA başkanıyken B Takımı'na arka çıkan grubun lideri Robert Gates'i getirdi. Gates, Reagan'lı yılları Sovyetler'in askeri gücü konusunda ciddi ölçüde tahrif edilmiş istihbarat sağlamakla geçirdi. Belki de bu yüzden CIA, Sovyetler Birliği'nin dağılacağını öngörme konusunda hazırlıksızdı.