Siyaset ve Politika

Panama « CIA Operasyonları

Manuel Noriega, hayatının büyük bölümünde CIA ile iyi geçindi. 1959 gibi çok eski tarihlerde Panamalı solcuları Amerikalılara ihbar ediyordu. 1966'ya gelindiğinde CIA'nın maaş bordrosundaydı. Tutuklulara kötü muamelede bulunmasına karşın -belki de bu yüzden- Noriega, Panama'da Amerikan ordusunca kurulan ve daha sonra Georgia'daki Fort. Benning'e taşınan "School of Arnericas"ta ("Diktatörler Okulu" ya da "Katiller Okulu" da denilir) eğitim görmeye layık bulundu.

1972 başlarında Noriega'nın uyuşturucu kaçakçılığına ilişkin duyumlar, Uyuşturucuyla Mücadele Ajansı DEA'da sıkıntı yarattı. ABD Dışişleri Bakanlığı da, İsrail ve Küba başta olmak üzere başka ülkelerin gizli servisleriyle ilişkisinden şikâyetçiydi. "Endişelenmeyin" dedi CIA; "bizim oğlan".

1976'da Noriega, CIA Başkanı George Bush'u -Washington'da ziyaret etti. Bush'tan sonraki CIA başkanı Noriega'dan memnun değildi ve adını CIA bordrosundan çıkardı. Fakat, 1980'de Bush Başkan Yardımcısı olunca, Noriega yılda altı sıfırlı maaşla yeniden bordroya girdi.

1981'de, Panama'nın sevilen Devlet Başkanı Omar Torrijos bir uçak kazasında öldü. 1983'e doğru Noriega ülkenin kontrolünü ele geçirdi. I987'de Noriega'nın yakın yardımcılarından biri, pek çok kuşkuyu doğruladı: Noriega, Torrijos'un uçağına sabotaj yapmıştı. CIA, dönemin Başkan Yardımcısı Nixon'un onayıyla, 1955'te de Panama Devlet Başkanı'nın öldürülmesine karışmıştı.

Noriega'nın suç dosyası CIA için hiçbir sakınca oluşturmuyordu. Kontralara silah taşıyan uçaklarla kokain mi kaçırıyordu; olsun, tek o değildi ki bunu yapan. Kendisini uyuşturucu kaçakçısı olmakla suçlayan siyasi muhalifinin kellesini mi uçurdu; olsun, iktidarını sağlamlaştırıyordu... 1984'teki Panama seçimlerini kazanmak için hile ve şiddet mi kullandı; olsun, zaten sonuçtan pek memnun olmayacaktık...

Buna karşın 1989'a gelindiğinde aşk sona erdi. Noriega, Nikaragua'daki Sandinistlere muhalefet konusunda tereddüde düşünce efendilerini kızdırdı. Huzursuz edici başka itaatsizlik işaretleri de gösteriyordu. 1989 Aralık'ında, ABD askerleri Noriega'yı "yakalamak" için Panama'yı işgal etti. İşgal sırasında 2 bin ila 4 bin arasında masum sivil katledildi.

İşgalden sonra ne değişti? Şiddet, yolsuzluklar ve uyuşturucu kaçakçılığı azalmadan sürdü. Fakat Panama'nın yeni iktidar sahipleri, Noriega'nın aksine emirlere nasıl uyacaklarını biliyorlardı. Dahası, 2000 yılına kadar Panama'daki tüm ABD askeri üslerini kapatmayı öngören Torrijos dönemi anlaşmalarını gözden geçirmeyi kabul ettiler. (1994'te Torrijos ve Noriega'nın eski partisi seçimi yeniden kazandı. Bu yüzden, yeni CIA sabotajları beklenebilir.)

Demokrasi « Görüşler ve Doktrinler

Demokrasi, sözcük anlamı halk yönetimi olan bir siyasal bilim terimidir. Aslı eski Yunanca’daki demokratia sözcüğüdür. Eski Yunanca’da demos halk, kratos yönetim anlamına gelirdi. Atina’nın doğrudan demokrasisinde, halk bir meydana toplanır ve önemli konulardaki kararlarını yöneticilere bildirirlerdi. Yalnız burada hemen hatırlanması gereken nokta, eski Yunan’da yalnız vatandaşların demokratik hak ve özgürlüklerden yararlandıkları, kölelerin ise hiçbir hakları bulunmadığı idi.

Demokrasi, daha sonra, yönetilenlerin yönetime katılması için temsilcilerinin seçildiği rejimlerin adı oldu. Aslında, tüm siyasal ve toplumsal sistemler gibi, teknolojik değişme ve gelişmeler sonucu ortaya çıktı. Tek bir mutlak hükümdarın bulunduğu rejimlere genellikle "polis devleti" denirdi. Bu devlette, hükümdar tek başına, tanrının temsilcisi olarak, gelenekler üzerinde hüküm sürerdi; genellikle destekçileri din adamları ve toprak sahipleri idi.

Doğu’da teknolojik değişme ve gelişme yavaş olduğu için, Batı Avrupa’daki değişme ve gelişmeler sonunda, toplumda din adamları ve toprak sahiplerinin yanında tüccar, esnaf ve en önemlisi sanayiciler ortaya çıktılar ve yönetimde söz sahibi olmak istediler. Tarımdan sanayiye, kırsal üretimden kentsel üretime geçiş sonunda, hükümdarın yanında artık halk ya da yeni gelişen tüccar, esnaf, sanayici yer almak istedi.

Böylece hukuk devleti kavramı ve meşrutiyet yönetimleri doğdu. Artık hükümdarın yanında halktan seçilmiş meclisler de yer alıyor ve hükümdarın karşısında bu insanların yaşam hakkı, söz hürriyeti, mülkiyet hakkı, inanç hürriyeti gibi vazgeçilmez ve devredilmez hak ve hürriyetleri kabul ediliyordu. Bu gelişmenin en önemli göstergelerinden biri, bağımsız mahkemelerin bu hak ve hürriyetleri güvence altına almasıydı.

Teknolojik değişme ve gelişme hızını sürdürünce, köylülerin, köylerde toprak sahibi olan ağaların ve din adamlarının yanında, yönetime ortak olmuş bulunan tüccar-esnaf-sanayici üçlüsüne ek olarak işçiler de sayıca arttılar ve yönetimde söz sahibi olmak istediler. Böylece hukuk devleti, sosyal refah devleti kavramına, meşrutiyet kavramı da demokrasi kavramına dönüştü.

Demokrasi her ne kadar halkın halk tarafından yönetimi ya da çoğunluk yönetimi olarak adlandırılsa da, çağdaş değişme ve gelişmeler ona yeni anlamlar kazandırdı. İlk ortaya çıkan kavram, temsili demokrasi anlayışıdır. Bu anlayışa göre halk, doğrudan doğruya kendini yönetemeyeceği için, seçtiği temsilciler aracılığı ile yönetilir.

İkinci olarak ortaya çıkan kavram, özgürlükçü demokrasi kavramıdır. Bu kavram, özellikle baskıların en korkuncu, çoğunluğun baskısıdır anlayışından kaynaklanır. Bir demokratik sistemin en önemli özelliğini başta azınlıkların, yani düşünceleri azınlıkta kalanların hakları olmak üzere, tüm insan haklarına dayalı olması gereğine dayalı bir yaklaşımı belirtir.

Çağımızdaki tüm gelişme ve değişmelerden sonra, bugün demokrasi kavramı, düşünceleri azınlıkta kalanların da çoğunluğu kazanabilme hak ve olanağına sahip oldukları bir çoğunluk yönetimi özelliğine erişmiştir. Bir başka deyişle, demokrasinin temel koşulu, klasik insan hak ve özgürlükleri olduğu gibi, azınlıkta kalan düşünce sahiplerinin de kendi düşüncelerini, çoğunluğu kazanmak amacıyla savunabilmeleri ilkesine dayanır.

Mk-Ultra (Beyin Yıkama) « CIA Operasyonları

CIA, insan beynini kontrol etme deneylerinin, Çinlilerin Kore Savaşı sırasında esir düşen Amerikalılara uyguladığı "beyin yıkama faaliyetlerine" karşı bir savunma yanıtı olduğunu ileri sürer.* Yakalanan Amerikalı pilotlar, ABD'yi sivillere yönelik biyolojik silah kullanmakla suçlayan açıklamalar yaptılar. Aslına bakılırsa, ABD'de beyin yıkama deneyleri CIA'dan önce başlamıştı.

CIA'nın davranış kontrolü de denilen beyne hükmetme faaliyetleri, normal denetim süreçlerinden kaçırılan bir program çerçevesinde 1953'te hız kazandı. MK-ULTRA kod adlı programa ait çok sayıda dosya, programda başından beri yer alan CIA Başkanı Richard Helms tarafından, 1973 yılında görevi bıraktığı sırada yok edildi. Ama yaşanan tarih yeterince iğrençtir.

MK-ULTRA hayaletleri, içlerinde California'daki kötü ünlü Vacaville Devlet Hapishanesi mahkûmlarının yüzlercesi bulunan habersiz denekler üzerinde radyasyon, elektrik şoku, elektrot yerleştirme, mikro dalga, ultrason ve geniş kapsamlı ilaç testleri uyguladılar.

CIA, beyin kontrolünün işkenceye dayanıklı kurye (bellek, önceden belirlenmiş bir sinyalle canlandırılıyordu) ve programlanmış suikastçı yaratmanın bir yolu olduğunu gördü. Sirhan Sirhan'ın Senatör Robert Kennedy'yi öldürmeden önce CIA bağlantılı bir beyin yıkayıcı tarafından eğitildiği yolunda kanıtlar var.

CIA ayrıca karşıtlarını LSD gibi zihin bozucu maddelerle saf dışı bırakabileceğini fark etti. LSD'den öylesine büyülendi ki, 1953'te dünyada ne kadar varsa hepsini satın almaya kalkıştı. Yıllar, boyunca, CIA, ABD'deki yasal ya da yasadışı LSD'nin en önemli kaynağıydı. CIA bağlantılı bir satıcı, milyonlarca doz LSD üretti.

Sonunda güvenilmez olarak görülen LSD deneylerden çıkarıldı. CIA, o zamana kadar LSD'yi kendi ajanları da dahil sayısız insan üzerinde rızalarını almadan denedi; çok sayıda intihara yol açtı. Bunların arasında kendi ajanları da vardı ve bazıları intihar etti. Biyolojik savaş uzmanı bir CIA görevlisi, fazla dozdan sonra kendisini onuncu kattan aşağı attı. Ailesinin, ölümünün gerçek nedenini öğrenebilmesi için 22 yıl geçti.

CIA ayrıca bir dizi daire kiralayarak fahişelere tahsis etti. Tek yönlü aynaların arkasından, fahişelerin erkeklere yutturduğu değişik ilaçların şanssız kurbanlar üzerindeki etkilerini izledi. CIA denetçileri 1963'te bu durumu ortaya çıkardıklarında, MK-ULTRA programına sözde son verildi. Gerçekte sadece adı MKSEARCH diye değiştirildi ve kimi egzotik projeler daha şıklaştırıldı.

CIA, tüm davranış kontrolü operasyonlarının 1973'te Helms'in ayrılmasıyla birlikte sona erdiğini açıklıyor. Bu açıklamaya inanırsanız, tüm o beyin yıkama deneylerinden bazı faydalı yöntemler öğrenmişler demektir.

* Kore Savaşı'nda esir düşen Amerikalı askerler, komünistlerden hiç beklemedikleri bir muamele gördüler. Kötü muamele bir yana, insani haklarının hepsi karşılandı. Çin Halk Cumhuriyeti gönüllülerinin eline esir düşen Amerikalıların bir kısmı, serbest bırakıldıkları halde ülkelerine dönmeyi reddedip Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti veya Çin'de kaldılar. ABD'nin emperyalist uygulamalarını teşhir eden açıklamalar ve çalışmalar yaptılar. (Y.N.)