Siyaset ve Politika

Anarşizm « Görüşler ve Doktrinler

Mutlak özgürlüğü savunan akım. Eski Yunanca'da otorite yokluğu anlamına gelen «anarkhia»dan.

Grevci işçiler veya kurallara karşı gelen öğrenciler için bazen, «bunlar anarşist» deniyor. Ama acaba, gerçek anlamda anarşist ne demektir?

Anarşizm XIX. yy.da ortaya çıkan ve her türlü otoriteyi reddederek bireyin mutlak özgürlüğünü savunan bir kuramlar bütünüdür. Yalnız devlet otoritesini değil, partiler gibi siyasî, kilise gibi dinî olan, kısaca, merkezî otoriteye dayanan örgütlenmiş her otoriteyi reddeder, tanımaz. Peki ama, hiç bir makam, herhangi bir buyruk vermeyecekse, insanlar yaşamak için nasıl örgütlenecekler?

Bu soruya anarşistlerin verdiği cevaplar çelişkilidir. Onlar, özgür kalma şartıyla, herkesin katılabileceği bazı topluluklardan söz ederler ve kooperatifleri, işçilerin de yönelime katıldığı fabrikaları buna örnek verirler. Bir anlamda anarşizm sosyalizmin bir başka biçimidir.

Şiddetten Barışçılığa

Anarşizmi benimsemiş olanlara göre toplumu, devrim yaparak değiştirmek gerekir. Anarşistler eylemlerini üç doğrultuda geliştirirler: 1. eğitim ve öğretim. (Bu konuya her zaman büyük önem vermişler ve pek çok «yeni okul» girişiminde bulunmuşlardır); 2. savaş aleyhtarlığı. (1907'de askerlik aleyhtarı uluslararası topluluğu kurmuşlardır); 3. dünyanın her yerinde, sendikacılık eylemlerine öncelik tanımak.

Anarşist askerler, özellikle İspanya'da ve Rusya'da baskıya hedef olmuşlar, buna karşılık olarak, anarşist kuramcılar, terörcü (tedhişçi) eylemleri salık vermişlerdir. Bir örnek gerekirse, Fransa'da Ravachol birçok suikast yaptıktan sonra 1892'de giyotine götürülmüş ve başı kesilmiştir.

Şili'de Darbe « CIA Operasyonları

1973'te, CIA, Güney Amerika'daki işleyen en eski demokrasiyi yıktı. 20 yıl sonra, hâlâ bu olayda parmağı olduğunu inkâra kalkışıyor.

CIA, Şili'de 1958 ve 1964 seçimlerine önemli ölçüde müdahale etti. 1970'te ise korktuğu başına geldi; sosyalist aday Doktor Salvador Allen de devlet başkanı seçildi.

Dehşete kapılan Başkan Nixon, CIA'dan Allende'nin göreve başlamasını önlemesini istedi. CIA, askeri bir darbe için elinden geleni yaptı. Fakat, Şili ordusunun demokratik sürece geleneksel bağlılığı darbe olasılığını ciddi ölçüde önlüyordu. Darbenin önündeki en önemli engellerden biri, Şili Genelkurmay Başkanı General Rene Schneider'di. Bu nedenle, CIA, ordu içindeki fanatiklerle Schneider'i öldürme komplosu kurdu. Fakat suikast geri tepti; belirlenen zamanda iktidarı devralan Allende'ye desteği artırdı.

Bu girişimi başarısız olan CIA'ya, "darbe ortamı" yaratma talimatı verildi. Başkan Nixon, CIA Başkanı Helms'e "Şili ekonomisine feryat ettirin" dedi. CIA destekli sabotajlar ve terör tırmandı. CIA, faşist Kurtuluş Partisi (Patria y Libertad-PyL) üyelerine kontrgerilla ve bombalama eğitimi verdi. Onlar da kısa sürede kundaklama kampanyasına giriştiler.

CIA, ayrıca, mali kaynağı Şili'deki holdingler ve ITT gibi diğer ABD şirketlerince karşılanan sokak gösterileri ve grevler örgütledi. Şili'nin en büyük gazetesinin de içlerinde bulunduğu CIA bağlantılı olan medya, yangını körükledi. İğdiş etme, yamyamlık vb. gibi ardı arkası gelmez Marksist "zulüm" hikayeleriyle, askeri yurtseverlik duyguları kabartıldı. Orduda temizlik yapılacağı, ordunun tahrip edileceği, Sovyetler'e üs verileceği dedikoduları yayıldı.

Sonunda, darbe, 1973 Eylül'ünde ordunun en aşırı sağcı faşist unsurlarının öncülüğünde, amansız bir vahşetle geldi. Allen de öldürüldü. (Kimi CIA savunucuları, hâlâ Allende'nin makineli tüfekle kendini vurarak intihar ettiğini öne sürüyorlar!) Bazı bakanlar katledildi, üniversiteler askeri denetim altına sokuldu, muhalefet partileri yasaklandı, binlerce Şilili işkenceden geçirildi ve öldürüldü. Çoğu kişi CIA'nın verdiği listelere göre "aşırı" diye damgalandı.

General Pinochet başkanlığındaki askeri cunta döneminde, muhaliflere işkence, özellikle Colonia Dignidad adlı tüyler ürpertici cezaevinde düzenli bir iş haline geldi. Cunta, Güney Amerika'nın dört bir yanında sürgündeki Nazileri topladı. Bu Nazilerden biri, bir kurbanına, Nazi ölüm kamplarında yapılan işin Colonia Dignidad'da sürdürüldüğünü söyledi.

CIA, istediği kadar Şili darbesiyle ilişkisini inkâra çalışsın. Demokratik, barışsever bir ülkeyi mezbahaya çevirdi.

Dominik Cumhuriyeti'nde Darbe « CIA Operasyonları

Rafael Trujillo, 1930'da darbeyle Dominik Cumhuriyeti'nde iktidarı ele geçirdi ve sonraki 30 yıl boyunca ABD'nin coşkulu desteğini aldı. Trujillo'nun muhalefeti bastırma yöntemleri, iğrenç yöntemlerin aynıydı: Kitlesel katliamlar ve işkence. ABD buna hiç ses çıkarmadı ve Trujillo'nun BM'de ABD politikalarının en güvenilir destekçisi olmasıyla karşılığını gördü.

Ancak, tüm diktatörlerde sık sık görüldüğü gibi, Trujillo da çok açgözlüydü. Dominik ekonomisinin beşte üçünü kontrol edecek ölçüde büyüyen kişisel serveti, yabancı devletler tarafından öncelikle kurulan "yatırım için uygun iklimi" tehdit ediyordu.

Bu arada, Castro'nun devrimci ordusunun Küba'da iktidarı ele geçireceğini görmeye başlayan ABD, Trujillo'nun aşırı gücünün benzer bir devrime yol açacağı endişesine kapıldı. Böylesi nedenlerle, CIA 1958'de Trujillo'yu öldürme entrikalarına başladı.

Trujillo'nun hayatı 1961 Mayıs'ında ani bir sonla noktalandı. Washington olayda parmağı olmadığını söyleyedursun, 1975'teki Church Komitesi'ne* göre, bu CIA'nın en belgeli suikastlarından biriydi. ABD, çürümüş Trujillo rejimini Trujillo'suz sürdürmeye kalkıştı; ancak, 1962 seçimleri Juan Bosch adlı doktoru iktidara getirdi.

Bosch antikomünistti ve serbest girişim taraftarıydı. Fakat aptal adam, kendini, toprak reformu yaparak, ucuz kiralı konut sağlayarak ve kamu yatırımlarına girişerek "temiz bir demokratik rejim" kurmaya adamıştı. İktidarda sadece 7 ay kaldı; CIA'nın tezgâhladığı bir darbeyle devrildi. 1965'te Bosch'u yeniden iktidara getirmeyi amaçlayan bir halk hareketi patlak verince, ABD adayı işgal etti ve yatırımlar için elverişli iklimini koruyan eli kanlı rejimler dizisini başlattı.

Başkan Kennedy, "JFK Doktrini" diye anılan politikasının sonuçlarını görecek kadar yaşamadıysa da, ABD'nin dış müdahaleleri konusunda oldukça net bir akılcılık önermişti. Dominik Cumhuriyeti hakkında, "üç ihtimal var... temiz bir demokratik rejim, Trujillo rejiminin devam etmesi veya Castro rejimi (bununla Bosch'u kastediyordu). Biz ilkinin olmasını amaçlıyoruz; ancak üçüncüsünün olmayacağından emin olmadan, ikincisinden vazgeçmeyiz" demişti.

Pratikte, birinci şıkkı hiç denemedik. Sonuçta, ABD ile işbirliği içindeki bütün ülkeler Trujillo rejimine ve onun yerine kurduğumuz rejimlere benziyorlar.

* Church Komitesi, CIA'nın gizli operasyonlarım soruşturmak üzere ABD Senatosu'nca 1975'te oluşturulan araştırma komitesinin adı. Komite, Başkanı Senatör Frank Church'tan dolayı böyle anılıyor. (Y.N.)