Siyaset ve Politika

Vietnam: 1945-1963 « CIA Operasyonları

Vietnam, Amerikan ordusunun doğrudan bulaşmasından çok önce CIA'nın savaş alanıydı. Önceleri Fransa adına rol aldı. Fransa, kendi kamuoyunun hoşnutsuzluğuna karşın, 1945-1954 arasında 9 yıl boyunca eski sömürgesini yeniden ele geçirmek için savaştı.

CIA'nın paralı askerlerinin Fransızlarla birlikte çarpışmasına, hatta CIA'nın şirketi Air America'nın (dönemin en büyük "özel* havayolu şirketiydi) hava desteğine rağmen, Fransızların çabaları sonuçsuz kaldı.

1954'te yapılan Cenevre Anlaşması, 1956 seçimleri nedeniyle Vietnam'ı geçici olarak ikiye böldü. Fakat, seçimler ABD'yi ilgilendirmiyordu.

CIA'nın psikolojik savaş uzmanı Ed Landsdale, Kuzey Vietnam'da ABD'nin ülkeye nükleer bomba atmayı planladığı söylentisini yaydı. Bu ve buna benzer başka taktikler, CIA'nın uçakları ve gemileriyle güneye taşınan bir milyonu aşkın mülteci göçünü yarattı.

Güneyde ise, CIA, o zamana kadar asla ayn bir ülke olarak görülmeyen Güney Vietnam için bir anayasa hazırladı; Ngo Dinh Diern'i işbaşına getirdi ve Fransızlara karşı çıkan herkesi ezmekle görevlendirdi.

ABD'nin Diem'e desteği, onun Vietnam'da Ho Si Minh'le asla görüşme masasına oturmayı kabul etmeyecek siyasetçilerden biri olduğu inancına dayanıyordu. Dokuz yıllık nafile bir savaştan sonra Diem bile böylesine temasları yararlı görmeye başlayınca, iktidara getirildiği gibi kolayca kenara atıldı. 1963 Kasım'ında, CIA'nın tezgâhladığı bir darbeyle indirildi, sonra da öldürüldü.

Bir ABD istihbarat görevlisi, 1945'te Ho Si Minh'i "Çinhindi'nin en güçlü ve belki de en yetenekli siyasi şahsiyeti" olarak niteliyordu ve "...onu dışlayacak herhangi bir çözüm önerisinin başarısı şansı belirsizdir" diyordu. Ne yazık ki, böylesine sağduyulu görüşler, Soğuk Savaş sertleştikçe Washington'da göz ardı edildi.

Dominik Cumhuriyeti'nde Darbe « CIA Operasyonları

Rafael Trujillo, 1930'da darbeyle Dominik Cumhuriyeti'nde iktidarı ele geçirdi ve sonraki 30 yıl boyunca ABD'nin coşkulu desteğini aldı. Trujillo'nun muhalefeti bastırma yöntemleri, iğrenç yöntemlerin aynıydı: Kitlesel katliamlar ve işkence. ABD buna hiç ses çıkarmadı ve Trujillo'nun BM'de ABD politikalarının en güvenilir destekçisi olmasıyla karşılığını gördü.

Ancak, tüm diktatörlerde sık sık görüldüğü gibi, Trujillo da çok açgözlüydü. Dominik ekonomisinin beşte üçünü kontrol edecek ölçüde büyüyen kişisel serveti, yabancı devletler tarafından öncelikle kurulan "yatırım için uygun iklimi" tehdit ediyordu.

Bu arada, Castro'nun devrimci ordusunun Küba'da iktidarı ele geçireceğini görmeye başlayan ABD, Trujillo'nun aşırı gücünün benzer bir devrime yol açacağı endişesine kapıldı. Böylesi nedenlerle, CIA 1958'de Trujillo'yu öldürme entrikalarına başladı.

Trujillo'nun hayatı 1961 Mayıs'ında ani bir sonla noktalandı. Washington olayda parmağı olmadığını söyleyedursun, 1975'teki Church Komitesi'ne* göre, bu CIA'nın en belgeli suikastlarından biriydi. ABD, çürümüş Trujillo rejimini Trujillo'suz sürdürmeye kalkıştı; ancak, 1962 seçimleri Juan Bosch adlı doktoru iktidara getirdi.

Bosch antikomünistti ve serbest girişim taraftarıydı. Fakat aptal adam, kendini, toprak reformu yaparak, ucuz kiralı konut sağlayarak ve kamu yatırımlarına girişerek "temiz bir demokratik rejim" kurmaya adamıştı. İktidarda sadece 7 ay kaldı; CIA'nın tezgâhladığı bir darbeyle devrildi. 1965'te Bosch'u yeniden iktidara getirmeyi amaçlayan bir halk hareketi patlak verince, ABD adayı işgal etti ve yatırımlar için elverişli iklimini koruyan eli kanlı rejimler dizisini başlattı.

Başkan Kennedy, "JFK Doktrini" diye anılan politikasının sonuçlarını görecek kadar yaşamadıysa da, ABD'nin dış müdahaleleri konusunda oldukça net bir akılcılık önermişti. Dominik Cumhuriyeti hakkında, "üç ihtimal var... temiz bir demokratik rejim, Trujillo rejiminin devam etmesi veya Castro rejimi (bununla Bosch'u kastediyordu). Biz ilkinin olmasını amaçlıyoruz; ancak üçüncüsünün olmayacağından emin olmadan, ikincisinden vazgeçmeyiz" demişti.

Pratikte, birinci şıkkı hiç denemedik. Sonuçta, ABD ile işbirliği içindeki bütün ülkeler Trujillo rejimine ve onun yerine kurduğumuz rejimlere benziyorlar.

* Church Komitesi, CIA'nın gizli operasyonlarım soruşturmak üzere ABD Senatosu'nca 1975'te oluşturulan araştırma komitesinin adı. Komite, Başkanı Senatör Frank Church'tan dolayı böyle anılıyor. (Y.N.)

Grenada İşgali « CIA Operasyonları

Amerikan halkına söylenen şu: Başkan Reagan, bir gün Karayipler'deki Grenada adasında korkunç Marksist bir darbe yapıldığı keşfiyle uyandı. Adada Kübalı askerler bulunduğuna göre, Başkan, orada kapana kısılmış, rehin alınmakla karşı karşıya kalan Amerikan vatandaşlarını kurtarmak için Amerikan askeri göndermek zorundaydı.

Bu komik açıklamanın ötesinde, olayın gerçek fotoğrafını elde etmenin imkânı da bırakılmadı. Çünkü, Amerikan askeri gücü, işgal sırasında gazetecilerin Grenada'ya girmesini yasakladı. Bir tekne dolusu Amerikalı gazeteci silah zoruyla geri çevrildi ve adaya tüm uçak seferleri iptal edildi. Çok sonra, herkesin Grenada'yı dikkatle izlemeyi bırakmasının üzerinden hayli zaman geçtikten sonra, resmi hikâyenin yalanlar dağı üzerine kurulduğu ortaya çıktı.

CIA, Maurice Bishop (9. Operasyonda söz edilen CIA ajanıyla ilgisi yok) adlı zatın Grenada'yı yöneten ekzantrik haydudu alaşağı ettiği 1979'dan itibaren, adayı istikrarsızlaştırmaya başladı. Bishop, Grenada halkının hayatını iyileştirme çalışmasına koyuldu ve bu yüzden halkın büyük desteğini kazandı. Ancak çok geçmeden, Küba'nın ablukaya alınmasına katılmayınca ABD'nin öfkesini üzerine çekti.

Bishop'un ılımlı sosyalist programı (özel sektöre dokunulmuyor, fakat parsız eğitim ve sağlık hizmetleri vb. öngörülüyordu) bardağı taşıran son damla oldu. Çok önceden harekete geçen CIA'nın propaganda aygıtı, Grenada'nın Sovyetler Birliği'nin müttefiki terörist bir ülke olduğu, dişlerine kadar silahlı 100 bin Grenadalının zavallı Amerika'ya saldırmak için hazır beklediği iddialarını yayıyordu.

İşgal iki yıl önceden planlandı ve CIA'nın sabotaj eylemleri devreye sokuldu. Muhalif partilere ve komşu ülkelerin ordularına para dağıtıldı. Nihayet, 1983 sonlarında Bishop kendi partisindeki aşırılar tarafından iktidardan düşürülerek idam edildi ve ABD işgali başladı. Sözde rehin alınan Amerikalılar arasındaki CIA ajanları, kısa dalga radyo yayınıyla üç günlük savaşı koordine ettiler.

Yurttaşlarımızı ellerinden kurtardığımız Kübalı askerlerin topu topu 43 kişi oldukları ortaya çıktı. Grenada'daki öteki Kübalılar ise çoğunlukla orta yaşlı inşaat işçileriydi. Kübalılar ABD'nin "kurtarma" operasyonuna karışmayacaklarını açıkladılar. Ama Amerikan askerleri ateş açtı ve onlar da kendilerini savundu. O gece, ABD Küba'ya, Grenada'daki Kübalıların Amerikan hedefleri arasında yer almadığına dair güvence verdi. Ertesi gün Kübalılara savaş helikopterleriyle saldırdık. Her şey bittiğinde 81 Kübalı, 296 Grenadalı ve 131 Amerikalı ölmüş ya da yaralanmıştı.

Bugün Grenada, Bishop'tan önceki duruma geri döndü; yoksulluk ve umutsuzluk içinde kıvranıyor. Ama olsun; artık en hayati çıkarlarımıza karşı ciddi bir tehdit oluşturmuyor.